Mektup, bazen en değerlidir. Kuru, yavan, sıradan
geçerken günler, hiç olmadık yerden bir mektup çıkagelir. Gözlerimiz, gönderen
kısmını arar. Kimden geldiğini bilmek; sevincimizi ve heyecanımızı bir kat daha
artırır. Daha zarf yırtılmamış, satırlara gömülünmemiştir. Hatıra yüklü
kervanlar, katarlar yük alır, yük boşaltır hatıra pazarımıza. Hayalimizde
mektubu gönderen kişinin silüeti belirir. Hep de dostça, hep de mutluca. En
zarif çiçekler gibi okşanır, dikkatlice açılır mektuplar. Satırların arasında
iki dost “Canım Kardeşim” veya “Sevgili Filan” muhabbete koyulur. Çabucak okunur,
biter. Derin bir sessizlik, taze bir içe gömülme...
“-Kimden?” Uygunsuz, zamansız, yersiz bir soru, bu tatlı hülyadan uyandırır bizi.
Geçiştiririz soruyu. Büyü bozulmasın, tılsım geri gelsin için tebdil-i mekan
eyler yeniden okuruz, yeniden dalarız hülyaya. Hoşça geçirilmiş güzel günler,
siyah - beyaz film şeridinden akar yüreğimize. Kâh Beyşehir’de göle gireriz kâh
bekar evimizin en güzel köşesi mutfakta yemek (yumurta) pişiririz.
Araya giren ne Munzur ne Zigana...binlerce kilometre olsun isterse seni ve senle
geçen o günleri unutabilmek mümkün değil! Yüreğimin en mutena köşeleri bizimle
dolu...
Okunan her mektuptan sonra hemen cevap yazma arzusu yakar damarlarımızı.
Aklımızda nice anlatılacak mevzu, nice emsalsiz cümleler yüreğimizde. Araya
küçük, saçma sapan manialar girer. Televizyonda duyulan bir haber gibi,
atlatılan bir kaza gibi, davetsiz gelen misafir gibi. Sonra deriz, sonra yazarım.
Uzunca bir süre çekmecede, çantada, bir kitabın sayfaları arasında boynu bükük,
mahzun, karşılık bulacağı günü bekler, durur. Belki kıyamete dek. Hiç cevap
yazılmaz. Ardı arkası kesilir mektupların. Sonra telefonlar; jetonlar, kartlar
girer devreye. Sesi duyulur dostumuzun. Mektup bir umman, telefon klorlanmış bir
damla şehir suyu.
Bitiyor azizim, bütün gelenekler gibi, mektup geleneği de tükeniyor. Demir
leblebiler olamıyoruz çağın, sistemin çelik dişlileri arasına.
Bense hâlâ 20. asrın son dakikalarında, hatta uzatma saniyelerinde, mevsim kışı
bağrına basmış ve yarın mesai varken oturmuş, dünyanın bir ucuna karşılıksız
mektuplar yazıyorum.
Yaşasın!!!
::mektupcu.com güvercini::
kaynak: www.sayhadergi.com